Ellie, Jackson’daki huzur dolu yaşamına uyanır. Ertesi sabah yine aynı rutin: Biraz egzersiz, müzik, sevdikleriyle geçirilen sessiz bir gün. Dışarıdan bakılınca Jackson bir cennettir – güvenli, sakin ve hayat sanki yerli yerindedir. Ama Ellie’nin içini kemiren bir soru vardır: Hayat gerçekten sadece bundan mı ibaret? Ona göre aile, aidiyet ve amaç daha derindedir. Joel, tıpkı Sarah’dan sonra sahip olduğu tek ailesi olarak, Ellie için bu ihtiyaçların şekillenmesinde belirleyici olmuştur. Aslında Joel, Ellie’ye bir baba gibi davranmış, onun sağ kalmasını birinci öncelik saymıştır. Oyunun yaratıcıları da Joel’un bu davranışını “bir ebeveyn olarak aynı durumda ben de aynısını yapardım” diye nitelendirmiştir. Hatta Joel’un kendi ağzından, yaşananların ikinci bir şansı verilse “her şeyi yine baştan yapacağı” itirafı duyulur. Çünkü Joel için geride kalan dünya değil, koruması altındaki bu genç kızdır. Ona duyduğu olağanüstü sevgi ve empati, acımasız bir dünyada bile yaptığı seçimlerin merkezindedir. Bu öyle derin bir bağdır ki, Joel evlat sevgisi uğruna insanlığı kurtaracak umudu feda edebileceğine inanır.
İntikam Ateşinin Korlaşması
Bu çatlak, The Last of Us Part II’nin acımasız başlangıcında nihayet patlar. Joel, Ellie gözleri önünde Abby tarafından acımasızca öldürülür. Ellie’nin dünyası yerle bir olur. Onun gözünde Joel, artık geçmişten silinmesi mümkün olmayan tek gerçektir. Joel’un ölümü, Ellie’de yalnız acı değil öç ateşi uyandırır. Abby, babasının intikamını almak için dört yıldır saklanmaktadır: Abby’nin babası olan doktor, Joel tarafından öldürülmüş, insanlığın tek umudu Ellie’den çalınmıştır. Abby’nin zihnindeki tek amaç bellidir: Adalet. Joel öldüğünde intikam işini bitirmiştir. Gerçek şu ki, Abby için babasının ölümünün hesabını görmek bu dünyada tek bildiği özgürlüktür.
Abby’nin intikamı almakla ilgili duruşunda garip bir mantık vardır: Bir yandan soğukkanlı ve kararlı, öte yandan içsel bir huzursuzluk barındırır. Aslında, Joel’u öldürdüğünde “işini hallettim” sanır ama bu sadece geçici bir rahatlamadır. Abby, kendine “artık huzura erdim” diye yuttururken, aslında derinlerde hala acı çekmektedir. Ölümüyle babasının geri gelmeyeceğini ve yaralarını iyileştirmediğini öğrenir. İşte intikamın garip ironisi burada belirir: Duygusal bir açıdan bakınca, intikamdan alınan tatmin kısa sürer çünkü intikam “kötülerin sonu olmadığını” söyler. Diğer bir deyişle, intikam almak yeni acıların başlangıcıdır. Abby, babasının başı çektiği bu bıkkın yarıştan elini çekip huzur bulması gerekirken, tam tersine yeni bir acının tohumunu Ellie’nin içine eker. Suçun yükü, şimdi sonsuz bir döngüde karşı tarafın omzundadır.
Döngünün İçinden: Ellie’nin Hedefi
Ellie, Joel’un cenazesinden sonra hayatını tamamen değiştirir. Jackson’daki bağları bir bir koparır, Dina’yı bırakıp tek amaçla yola çıkar. Bu yolculuk, kendisiyle ve öfkesiyledir. Ellie’nin elinde artık tek bir gerçek vardır: Joel’un ölümünün intikamı. Başlangıçta Elie’nin gözünde, Abby sadece saldırgan bir düşmandır. Tıpkı manyakça bir takım elbise giyen marabayı uzaklaştırmak isteyen bir kahraman gibi, Ellie tüm gücüyle intikamını almaya karar verir. Ancak bu karar, onu yıpratır ve insanlıktan uzaklaştırır. Ellie’nin psikolojisi, Maslow’un piramidinde tekrar alt basamağa çekilmiş gibidir: Hedefi basitçe öfkeden ve acıdan kurtulmaktır. Ait olduğu toplumdan, Dina’dan ve en önemlisi içindeki insani duygulardan kopar. Adım adım yalnızlaşır, intikam duygusunun tuzağına düşer.
Bu süreçte Ellie yalnız değildir. Dina onun sesli vicdanı, geçmişteki neşesi gibidir. Ancak Ellie Dina’yı bile zaman zaman bir yük olarak görür çünkü içindeki öfke, Dina’nın şefkatli yaklaşımının ne menem bir duygu olduğunu hatırlatmasını istemez. Ellie için masum insancıl duygular, intikam kararlılığına engel bir lüks gibidir. Dahası, Abby de bu yolculukta karşı tarafına ayna tutar. İntikam ateşinin beslediği başka bir savaşçı. Abby, Abby’den beklenen “bilge peri masalı kahramanı” portresinden çok, kendi adaletini sorgulayan bir kadındır. Hem Ellie hem Abby, içlerindeki öfke nedeniyle katılaşmıştır.
Joel’un Kararlı Aşkı ve Pratikliği
Bu intikam çemberinde Joel’un hatırlanışı ayrıca bir felsefi boyuta sahiptir. Ellie için Joel, sadece bir baba değil, korkusuzca kararlar veren bir koruyucuydu. O, Ellie’yi yaşatmak için en uç noktaya kadar gidecekti. Oyunun oyuncuya felsefi bir ders olarak hissettirdiği şey, tam da budur: Joel’un zihniyeti «her koşulda hayatta kalmayı seçmek» üzerinedir. Oyun tasarımcıları bile, oyuncuyu her kaynağın kıymetli olduğu bir acımasız faydacılık zihniyetine sokar. Bu da demektir ki Joel’un Ellie için kurduğu dünya, cansiperane bir hayatta kalma savaş alanıdır. Joel’a göre Ellie’nin yaşaması için her ne gerekiyorsa yapılmalıdır.
Böyle bir durumda ahlaki değerlendirme özneldir. Felsefeciler “Trolley Problemi” gibi düşünce deneyleriyle Joel’un kararını tartıştılar; kimi ona faydacılık perspektifiyle kızdı, kimi de ebeveyn sevgisi perspektifiyle hak verdi. Dahası, oyunun hikâye yazarları Joel’u “aşkının insanlığın geleceğinden daha üstün olduğunu” söylercesine kurgulamışlardır. Neil Druckmann’dan Craig Mazin’e, pek çok yapımcı bu seçimde “Eğer ben de bir baba olsaydım, aynı şeyi yapardım” görüşündedir. Nitekim Joel’un ağzından dökülen satırlar da aynı şeyi teyit eder: “Bana bir daha şans verilseydi, yine aynı şeyi yapardım” diyen Joel, kendi eylemlerinden tek bir an bile pişman değildir. Bu tavır, onun dünyasının stoacı bir kabulüdür: Kontrolü dışında olanları bırakmak, tek kontrol edebileceği varlığı – yani Ellie’yi – sonuna kadar korumaktır.
Babasızlıktan dolayı dört bir yanından yaralar alan Joel, Ellie’de kendi kızı Sarah’ı görmüştü. O yüzden Ellie’nin başına bir şey gelmemesi, Joel için her şeyden önemliydi. Bir eğitim-analizi kitabında belirtildiği üzere, Joel’ün Ellie’yle kurduğu bağ “olağanüstü bir sevgi” ve “kayırmacılık” ürünüdür. Bu bağ, insanlığı kurtarma amacıyla çeliştiği noktada bile Joel’u yanlış bir seçim yapmak yerine, rastlantıları ve acıyı seçmeye zorlar.
Döngüyü Kırmak: Merhametin Anı
Ellie’nin intikam yolculuğu, kanlı bir final savaşıyla noktalanır. Kuzey Kaliforniya’nın sahilinde, iki güçlü kadın – kan revan içinde, yalnızlık ve öfke içinde – karşı karşıya gelir. Ellie’nin pençesindeyken Abby, sanki hafifçe huzura varmışça Ellie’ye kendini savunmaz ve gemiye doğru çıkar. İşte o an, Ellie’nin içinde yıllardır koca bir fırtına haline gelmiş intikam öfkesi birden durur. Joel’ün onlara anlatmaya çalıştığı şey hatırlanır: Ölümünden hemen önceki sahnede Joel, Ellie’nin kendisini affetmeye başladığını görmüştü. Bu bellek, Ellie’ye merhametin gücünü gösterir.
Son darbeyi vurmadan önce Ellie geriler; çünkü o anda şunu fark eder: Abby’ye zarar vermek, Joel’u geri getirmez; aksine yaşanan acılar çemberini tamamen bitirmenin başka bir yolu vardır. Ellie’nin karşısında merhamet belirir. Ellie, Joel’ün Ellie’yi kendinden üstün tutan inancına selam gönderircesine, Abby’yi affeder. Bu son an, Ellie’nin ‘intikam döngüsünü kırma’ anıdır. Kendi acısına merhametle karşılık vererek, Ellie bu sayede yıkıcı döngüden sıyrılmış olur. Artık içeride, belki ilk defa, küçük bir huzur filizi yeşermeye başlamıştır.
Abby bu zulme rağmen Ellie’nin hayatına devam eder; Lev’le beraber uzaklara doğru yelken açar. Ellie ise önüne yeni bir sayfa açılmış bulur. Dönüp baktığında, arkasında bıraktığı kırsal evde artık ne Dina ne yaptıkları ne de bir aile vardır. İntikam duygusu, yine sevdiklerinden koparmıştır. Yerine, Gitarının başına geçebileceği sessiz bir hayat kalmıştır.
Felsefi Çıkarımlar ve Sonuç
The Last of Us Part II, adeta bir trajedi gibi, bize intikamın insan ruhunu nasıl esir aldığını gösterir. Joel, baba sevgisiyle hareket eder ve aşırıya kaçan bir acımasızlık içinde Ellie’yi kurtarmayı seçer. Abby, babasının intikamını alarak bu acımasız düzenin bir parçası olur; ama sonunda “işini bitmiş” saymayı denediğinde bile içindeki boşluğu dolduramaz. Ellie ise bu döngünün en yakıcı tarafında, Joel ve Abby’ye bakarken yalnızca öfkesini değil, kendi karanlık yansımalarını da görür. Carl Jung’un dediği gibi, “Bizi en çok rahatsız eden şeyler, içimizde kabul edemediğimiz olumsuzluklardır.” Ellie’nin Abby’ye bakışındaki öfke, belki de Joel’ü bağışlamadığı için kendi içinde taşıdığı suçluluk duygusuna işaret eder.
Oyun, siyah-beyaz iyilik-kötülük kalıplarından kaçınarak, iki taraf da davasının haklı olduğunu düşündükçe birbirlerinden uzaklaşır. Uzmanlar, The Last of Us Part II’nin temasının, ‘intikamdan kazanılacak hiçbir şey olmadığı’nı vurguladığını belirtir. “Adalet” takıntısı içinde dönen bu öfke çemberi, her iki kahramanın da yıkımına yol açar. İlginçtir ki intikam sadece bir aşağılık yarışıdır ve bir yılanın kuyruğunu yakalamak gibidir. Bir son yoktur; geriye sadece tükenmişlik kalır. Ellie’nin son hamlesiyle farkına vardığımız ders budur. Döngüyü kırmanın yolu karşılıksız merhamettir.
The Last of Us hikâyesinin sonunda, esas kazananlar yalnızca silahları değil, kalpleri de indirip insanlığı seçenlerdir. Ellie, eğer o an Abby’yi öldürseydi, büyük bir tatmin alamazdı ama vazgeçip yaşamayı seçerek kendini kurtardı. “Sorun onların ne oldukları değil, dünyanın onlardan ne olmalarını beklediğidir” düsturunun bir kanıtıdır. Ellie ve Abby, kendilerine biçilen öcülük rollerini bırakıp insanlıklarını seçtiklerinde kazanırlar. Gerçek mutluluk ve barış, dışarıda değil, geçmişin acısından kurtularak cesaretle hayata dönmekle başlar.
Sonsuz intikam döngüsü fikri, The Last of Us evreninde açıkça vurgulanan bir uyarıdır: Karanlık seçimlerin sizi ele geçirmesine izin verirseniz, sonunda kaybeden sadece kendiniz olursunuz. Hikâye bize öğretir ki, aradığımız huzur ne geçmişin yıkıcılığında ne de kinle beslenen acıda vardır. Ancak affedecek cesareti bulduğumuz ve bağ kurmayı sürdürdüğümüz zaman kapımızı çalar. İşte o zaman, The Last of Us’ın kasvetli dünyasında bile, ışığı yeniden bulmak mümkün olur.

